15 Aralık 2012 Cumartesi

Bin Hüzünlü Haz (syf 91 - 92)

derken, kalktım
Sonra, tam da kalktığım yerde, hemen oracıktaki yumuşacık otlarla çıtırdayıp duran sararmış yaprakların üzerinde, dev bir böcek gördüm. Gövdesi, neredeyse bir insanınki kadar vardı bu böceğin; benim az önceki halimi taklit edercesine sırt üstü yatmış, bir yandan güçlükle başını kaldırıp kaldırıp kubbemsi karnına bakıyor, bir yanda da kuşkusuz doğrulup kalkabilmek için, acınası incelikteki bacaklarını oynatıp duruyordu. O anda ona yardım etmeyi, yay şeklindeki çizgilerle parsellere ayrılan o çok bacaklı kocaman gövdesini tutup bir çırpıda ters çevirivermeyi düşünmedim değil tabiî, epeyce düşündüm. Ama, bu böceğin konumu değiştirmek için harcadığı çaba o kadar doğal ve saygıya değerdi ki, ister istemez böyle bir müdahaleyle yolunda giden bir şeyleri aksatacağımdan korktum. Hatta o anda, karşımdaki çırpınışların çaresizliğine doğru kendimi tutamayıp da küçücük bir adım atacak olursam, böcek sanki birdenbire gövdesinin yetersizliğini farkedip biraz daha acıya gömülecekmiş gibi geldi bana... Böyle bir durumda, herşeyin boşuna olduğunu düşünüp bacaklarını oynatıp durmaktan da vazgeçekti belki; uçurumun dibinde öylece yatacak, sürekli çevredeki ağaçların dal uçlarına bakacak ve hiç kımıldamadığı için de, gitgide oradaki toprağa, toprağın üzerindeki yapraklara, otlara ve taşlara benzeyecekti. Yavaş yavaş kendisi olmaktan çıkacaktı bir bakıma. Oysa o anda, can havliyle çırpındıkça konumunu  değiştirip kurtulamıyordu belki ama, en azından bu çırpınışlar sayesinde kendisi olmayı sürdürüyordu.
Hiç kuşkusuz, bu yüzden asla dokunamazdım ona.
Dokunmadım zaten, her şeyi orada öylece bırakıp gene ormanın içinde, yaprak hışırtılarını aralaya aralaya yürümeye başladım. Ama bu kez ne yaparsam yapayım artık hiçbir yere varamayacağımın, ormanın sona erdiği noktayı asla göremeyeceğimin ve işte böyle, kendi gölgesinin peşine düşmüş meraklı bir ruh suretinde orada burada dolanıp duracağımın bilincindeydim. Belki korkunç ve kavranamaz olan ormanın sonsuzluğu değil, benim bu sonsuzlukta varoluşumdu ama, oturup bunu uzun uzun düşünmeye hiç vaktim yoktu o sırada; ormanı saran kıpırtılar yaprak hışırtılarıyla birlikte hem önümden arkamdan, hem sağımdan solumdan, hem de gövdemin içinden akıyordu çünkü ve ben de onların rüzgarına gönlümü kaptırmış, nereye gittiğimi bile bilmeden gelişi güzel sürükleniyordum. Kıpırtıların sesi bendim sanki, yaprak hışırtılarının şekli bendim, sonra uğultuların nedeni, ormanın ele geçirilemeyen derinliği, karanlık köşelerin kalbi, yamaçların eğimi, tepelerin yüksekliği ya da ağaç gövdelerini saran kabukların kıvrımları arasında uyuklayan gölgelerin görünürlüğü, böceklerin dağınıklığı ve onca bitkinin sıklığını sessizce aralayıp ormana sızan farklı zamanlara ve hayatlara ait bir takım 
derken, ormandan ancak ormanın içindeyken, dışını hayal ederek çıkabileceğimi düşündüm.   

26 Kasım 2012 Pazartesi

私の貯金箱がある言葉

-天使が地球に落ちた
そして物語が始まった...
-人間というのは何?
答えは ひとつ
答えは ふたつ
答えは 三つ
答えはいくつ?
-関係がいらない, 私はコアラですから
-カーネーションから大嫌い

特に母の日に配布されている無料な赤カーネーションから
-ねえ 知ってる
知覚に降りたびんたはお前だった









22 Kasım 2012 Perşembe

Brodie raporu

Belki de yoksul, ilkel yaşamlarının tek serveti kindi ve bu yüzden kinlerini biriktiriyorlardı. Hiç farkında olmadan birbirlerinin kölesi olup çıktılar. (Syf 64)
Yaptığı işten gurur duyan Pardo bir hamle yaptı; Silveira'nın boğazını bir kulağından ötekine kadar kesti; Correntliyse kısa bir bıçak darbesiyle yetindi. Her ikisinin boğazından da kan fışkırıyordu; birkaç adım attılar ve yüzüstü düştüler. Cardoso yere düşerken kollarını öne uzatmıştı. Yarışı kazanmıştı, ama muhtemelen bunu hiç bilemedi. (Syf 67)

19 Kasım 2012 Pazartesi

子供の目から見た日本


昔小さな女の子がいました。一日中遊んだり,甘いものを食べたり, テレビを見て いつも周りの人達にこれはどうして,それはなんでと質問しながら過ごしました。時々聞いたニュースをよく分かりませんでしたが初めて日本について知ったのはある日見たポケモンという可愛いアニメでした。その子は日本のことをあまり知りませんでしたが心の中で“可哀想な国だと思っていました。地震や津波や台風や原爆のせいで。そしてその子はだんだん大きくなって大人になったら, 子供の時考えていたことは全部間違っていたと気がつきました。 天災はいつでもどこでも起こるかもしれませんが大切なのはこの天災を乗り切るということだったそうです。その子は現実を知って最近自分の国トルコのことをすごく心配しています。テロや政治的な混乱や人々の敗れた夢のことを。
日本は私にとって明日です。私の国のとってなら“トルコ人の仲間はトルコ人しかいないのだ”という認識を崩したミヤザキアツシさんです。私たちの心の中にある偏見をおしつけないでただ謙遜の気持ちで消してくれた人なんです。だからヒューマニストという言葉が一番似合ってるこのお医者さんに感謝しています。でもミヤザキさんの優しさがトルコ人として恥ずかしい気持ちになりました。人間という生き物はこんな重い責任をもって生きていけないのだから国家はこの状況でどうしたらいいのでしょうか。返事はまだ見つけられませんが地震の前のトルコのイメージを取り戻したいんです。歴史は許さなくても人々は許してくれるように神さまに祈っています。
過去に残っていたあの子は希望という言葉を信じていませんでした。大げさで現実から遠すぎると思っていましたが今は変わりました。希望というのは たまに笑顔と丁寧なお礼の気持ちと外国から来たボランティアでつくられるみたいです。明日は希望を連れてくるから人間は信じることを続けられるそうです。
子供のころから見ていたテレビの画面から2011年に私の心に染みが落ちました。この染みの名前はヴァンの地震でした。その地震で一番悲しかったことは何だったのか全然覚えていません。覚えているのはその日の後で私と喋るのを辞めましたあの小さな女の子でした。そして私に最期に言った言葉はこうでした。”忘れないなら大丈夫ですよ。信念は人々の心に触れている親切な手です。そしてあなたは一人じゃないという優しい言葉です。あなたが信じることを続ければ続けるほど希望がどこかにあるはずです。
私の中にいた子供はもう黙っていますが心の中にある感謝も尊敬も永遠につづいています。

ミヤザキアツシさんのお母さんへ
そんなに偉い人を育てくれて有難うございます。悪かったけど私達のことを嫌わないでください
絶対に忘れないから。

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Beklenirse gelecek; geldiğine değecek olana

Bazen biri gelir ve en umumi; en sıradan en özelliksiz ve de en bilindik yerinize dokunur.
Orası o kadar "öylesine" bir yerdir ki: varlığını unuttuğunuza şaşar, hafızanın emanetçi kindar tavrı karşısında geyik götüne dönersiniz. İçe kaçsanızda unutmayınız ki geri vites her zaman sağ elinizin altındadır.
Kullanın!

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Çevresindeki herkes ona düşmanca bakıyordu. Kuşatılmıştı. Artık otobüse yetişmesi olanaksızdı. Birden sol şakağındaki ağrı yeniden başladı. Yıllardır aradığını bulur bulmaz yitirmesine sebep olan bu saçma, alaycı düzene boyun eğmiş gibi kendini koyverdi. Şimdi ona istediklerini yapabilirlerdi. Yanındaki polis kolunu sarsıp, ummadığı yumuşak bir sesle sordu:
- Ne oldu? Anlat.
- Otobüse yetişecektim...
Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.
A.A
(Syf: 158 - 159)

3 Mart 2012 Cumartesi